
İsrail’in varoluş sınavı: Şii ekseni (Savaşın Dumanı Altında – 12)
Savaşın başından itibaren İsrail’in hedefinin, “bölgede kendisini daha fazla güvence altına alabilmek için genişlemek zorunda olduğu” temelinden hareket ettiğini; bu amaca yönelik olarak da ABD’yi, Çin’i bölgeden uzak tutmak ve İran ile bağlantısını zayıflatmak için ikna ettiğini yazmıştım. ABD için savaşın maliyetli olması ve ABD iç politikasında da Trump aleyhinde gelişmelere neden olması, Trump’ı biraz da savaş yetkilerini sınırlayan ABD Savaş Yetkileri Yasası’nın (War Powers Resolution) etkisiyle barış masasına doğru gelmek zorunda bıraktı. İsrail ise Gazze’de çaresiz insanları, bütün dünyanın gözü önünde katletmeye devam ederken, İran saldırılarının başlamasından üç gün sonra, 2 Mart itibarıyla başlattığı Lübnan harekâtını tam olarak tamamlamış değil. İran’ın barış görüşmeleri için or
taya koyduğu ön koşullardan biri (ve belki de Hürmüz Boğazı, savaş tazminatı ve uranyum meselesi kadar önem verdiği konu) İsrail’in Hizbullah’a karşı başlattığı saldırıların durdurulmasıydı. Bu nedenle “Barış güvercini Trump”, İsrail ve Lübnan’ın 1993 yılından beri ilk defa, tam 33 yıl sonra aynı masada oturması için neredeyse çırpındı. İsrail’in İran-ABD arasında bir barış olmasını istemeyeceği çok açıktı ve İsrail, barış görüşmelerini baltalamayı defalarca denedi. İran’ın isteklerini, diğer ülkeleri de kışkırtarak kabul edilemez ilan etti; zaman zaman ateşkes olmasına rağmen tacizlerde bulundu; ABD’de savaşın durmasını önlemek için senatörler arasında kulisler yaptı ve ateşkes olmasına rağmen Lübnan’da saldırılara devam etti. İsrail, amacına ulaşana kadar savaşın durmasını ve ABD’nin İra
İlginizi çekebilir: Suudi Arabistan ile BAE ilişkisi nereye gidiyor? (Savaşın dumanı altında – 11) İran, bölgedeki Şiilerin hamisi görevini yürüttüğü ve bölgedeki etkinliğini buna borçlu olduğu için, İsrail’in Hizbullah’a karşı başlattığı Gazze benzeri katliama seyirci kalamazdı. Bu nedenle balistik füzeleriyle 6 Haziran’da İsrail’e saldırarak Hizbullah’ın yalnız ve sahipsiz olmadığını gösterdi. Şii felsefesinin temelinde yer alan “zulme karşı mücadele ve direnme ve şehitlik” ilkeleri, Şiilerin bölgede İsrail için bir tehdit olarak görülmesine yeterli bir sebep oldu. İsrail bu nedenle çoğunlukla kendisiyle iyi ilişkiler içerisinde olan Sünni Müslümanlar yerine Şii kesimleri düşmanlaştırdı. Özellikle Sünni ülkelerle ticaret a
nlaşmaları ve bazılarıyla daha da ileri giden İbrahim Anlaşmaları sayesinde İsrail, son 50 yılda genel olarak iyi ilişkiler kurmuştur. Azılı İsrail düşmanı ve antisemitik olarak görülen bölge iktidarlarının “bir vesileyle” ortadan kaldırılması, Hizbullah ve bölge Şiilerinin yalnızlaştırılmasını sağlamıştır. Irak’ta Saddam Hüseyin en büyük tehdit olarak görülürken etkisiz hâle getirilmiş, ülke anayasal bir çerçevede bölünerek kırılgan bir yapıya dönüştürülmüştür. Suriye’de Beşar Esad, tarihsel olarak süregelen İsrail karşıtlığının en sert temsilcilerinden biriyken, maalesef Türkiye’nin de izlediği yanlış politikayla saf dışı bırakılmış; yerine ılımlı İslam’a yönelen Sünni bir yönetim getirilmiştir. Suriye’deki İran unsurları bölgeyi terk etmek zorunda kalmış, ülke İsrail’in daha rahat harek
Bu gelişmeler sonucunda Irak ve Suriye desteğini kaybeden Lübnan’daki Hizbullah için tek dayanak, Ürdün Kralı II. Abdullah’ın tanımıyla “Şii Hilâli”nin hamisi İran kalmıştır. Yemen’deki Husi gruplar, Suudiler aracılığıyla baskı altındadır ve zaman zaman küçük saldırılar yapmak dışında bölgesel bir etki oluşturabilecek güce sahip değildir. Bölgedeki diğer Şii gruplar ise Bahreyn’de çoğunlukta olmalarına ve Kuveyt’te önemli bir varlık göstermelerine rağmen Sünni hâkimiyeti altındadır. Irak’ta nüfusun yüzde 65’i Şii olmasına rağmen, ABD tarafından dayatılan anayasa nedeniyle fiilen parçalanmış ve oldukça kırılgan bir yapıya bürünmüştür.
Küresel piyasalardaki bu yüksek riskli gelişme Türk tedarik zincirini dolaylı etkileyebilir. Acil aksiyon planları gözden geçirilmeli.
Mevcut lojistik sözleşmeleri ve navlun oranları piyasa gelişmelerine göre yeniden değerlendirilebilir.
Piyasayı yakından takip edin; gerekli durumlarda esneklik sağlayan sözleşme modellerine yönelin.
Editoryal Derinlemesine Yorum
LojistikSektörü.com AI Editöryel — Türk sektörü için özgün analiz
Haberin merkezindeki Hürmüz referansı, Türk lojistik sektörü için stratejik bir izleme noktası oluşturuyor. Savaşın başından itibaren İsrail’in hedefinin, “bölgede kendisini daha fazla güvence altına alabilmek için genişlemek zorunda olduğu” temelinden hareket ettiğini; bu amaca yönelik olarak da ABD’yi, Çi Küresel kriz dönemlerinde rotasyon süresi 10-25 gün uzayabilir; Türk ihracatçısı için bu, sevkiyat takvimi ve banka kredi vadesi üzerinde doğrudan finansal yük yaratır. Bu çerçevede Alternatif rota arayan ihracatçılar ve War risk surcharge'a maruz kalan armatörler gibi Türk aktörlerin sahada karşılaşacağı operasyonel etkiler kısa vadede WRSC (war risk surcharge) ve Demuraj günlük ücreti üzerinde izlenebilir hale geliyor.
Kazananlar tarafında alternatif Karadeniz rotalarını kullanan operatörler öne çıkıyor; bu segmentin sözleşme yapısı ve kapasite esnekliği, gelişmenin yarattığı volatiliteyi kendi lehine çevirebilecek konumda. yerli depolama-stoklama kapasitesini önceden artırmış sanayiciler ise pazara giriş zamanlamasını doğru yönetebildiği takdirde önümüzdeki çeyreğe pozitif yansıma görebilir. Kaybedenler tarafında ise demuraj birikimini yansıtamayan ithalatçılar en hassas grup olarak öne çıkıyor; maliyet artışını fiyatlandırma esnekliği sınırlı olan bu segment için stratejik stok artırma odaklı bir savunma stratejisi kaçınılmaz hale geliyor.
Önümüzdeki 3-6 aylık perspektifte sektör profesyonellerinin war risk insurance primleri ve konteyner gemilerinin baypas tercihi başlıklarını yakından izlemesi ve strateji birimlerine bu kalemleri proaktif olarak taşıması değerlendirilebilir. WRSC (war risk surcharge) hareketleri ile Demuraj/detention masraflarını üstlenen ithalatçılar operasyon paneli arasında günlük korelasyon takibi, aşağı yönlü risk senaryolarına karşı erken uyarı sağlayacaktır. Mevzuat ve gümrük tarafında yeni gelişmeler için ilgili müşavir ve birlik kanalları üzerinden teyit alınması, operasyonel doğruluğu güvence altına alacaktır.
Bu yorum 8 Haziran 2026 tarihinde LojistikSektörü.com AI editör sistemi tarafından üretilmiştir. Yorum Türk lojistik sektörüne özel, özgün editoryal bakış açısı sunar.
Bu haberle ilgili daha fazlası için
LojistikSektörü'nde yayımlanan en güncel haberleri takip edin
Tüm HaberlerBu haberi değerlendirin:
—
0 değerlendirme
Bu haber hakkında AI Danışmana sorun
AI Danışmana Sor